İçeriğe geç

Atatürk neden tefsir yazdırdı ?

Atatürk Neden Tefsir Yazdırdı?

Bugün, bir sabah Kayseri’nin sokaklarında yürürken aklıma geldi. Birkaç yıldır düşündüğüm ama bir türlü içimde doğru kelimelere dönüştüremediğim o soruyu sorayım dedim: Atatürk neden tefsir yazdırdı? Ne zaman böyle bir şey düşünsem, hep kafamda aynı görüntüler canlanıyor. Genç bir adam, sabahın erken saatlerinde, uzun bir yolculuğun sonunda Ankara’ya varıyor. Yorgun ama bir o kadar da kararlı. Hedefi, bir halkı aydınlatmak, bir milleti özgür kılmak. Ama bu karanlık zamanların ortasında, bir sorusu var. O soruya verdiği cevap ise, onu hep düşündürmeye devam etti…

Bir Sabaha Uyanmak

Her şey, sabah uyandığımda yatağımda aldığım derin bir nefesle başladı. O an, Kayseri’nin dar sokaklarında kaybolan günlerin ardından, yüzeyde kalmış bir sürü düşünce arasında Atatürk’ün bir kararının bana ne kadar derin geldiğini fark ettim. Tefsir yazdırma kararı. Evet, sadece bu basit kelimeler bile benim içimde bir fırtına koparmıştı. Ne kadar derin bir anlam taşıyor olabilir ki diye düşündüm. Ama sonra, üzerine düşündükçe, bu basit ama aslında o kadar anlamlı kararı bir yerde hissettim. Sanki yalnızca bir kitap yazdırmak değil, bir halkın geleceği için bir ışık yakmak gibiydi.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış, yeni bir Türkiye kurmuş, milleti özgürleştirmişti. Ama o, bir halkı özgür kılmanın sadece toprakla, yasalarla değil, aynı zamanda düşüncelerle de yapılabileceğini çok iyi biliyordu. Din ve devlet işlerini birbirinden ayırırken bile, bir halkın inançlarına ne kadar değer verilmesi gerektiğini çok iyi anlamıştı. İşte bu yüzden, tefsir yazdırmaya karar verdi. Çünkü bir halkın sadece bedeni değil, ruhu da özgür olmalıydı.

Gecenin Sessizliğinde

Bir gece, çok derin bir uykuya dalmışken, aniden uyandım. Gözlerim karanlıkta odanın köşelerini taradı. O gece içimdeki bir ses, sürekli olarak Atatürk’ün yaptığı bu hamlenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyordu. Tefsir yazdırmak, sadece bir dini metni yorumlatmak değil, aynı zamanda toplumsal bir bilinç yaratmaktı. Eğer bir halk özgürleşmişse, sadece maddi dünyada değil, ruhsal dünyasında da kendini bulmalıydı. Bu düşünce beni o kadar sarmıştı ki, uyandım ve uzun bir süre yatakta doğrulamadım. Sadece düşüncelerimle baş başa kaldım.

Kayseri’deki o soğuk kış gecelerinde, ışığın dışarıda kaybolduğu anlarda, Atatürk’ün ne hissettiğini ve hangi noktada bu kadar cesur bir karar verdiğini anladım. Belki de en büyük amacı, halkı özgürleştirmenin ötesinde, onları aydınlatmaktı. Dinin yorumlanmasında bir denetim sağlamak, düşüncelerin önündeki engelleri kaldırmak, insanları kendi inançlarını doğru bir şekilde anlayabilmesi için bir adım daha ileriye taşımaktı.

Gözlerimdeki Umut

O an gözlerimi kapatıp, birkaç saniyeliğine içimdeki umudu hissettim. Gerçekten, Atatürk’ün bu hamlesi sadece bir kitap yazdırmakla kalmamıştı. Aynı zamanda bir halkın, dinin doğru anlaşılması için bir adım atmasını sağlamıştı. Eğer halk sadece dışardan değil, içeriden de özgürse, işte o zaman gerçek bir bağımsızlık sağlanabilirdi. Tefsir yazdırmak, bu noktada çok önemli bir hamleydi. Zaten halkını tanıyan bir liderin, onların özgürleşmesi için atacağı adımlar, her zaman daha anlamlı olurdu. Atatürk, halkının aklını da özgür kılmak istiyordu.

Bu düşünceler beni bir süre derinden sarstı. Kafamda bir soru belirdi: “Peki, bugünün dünyasında dinle ilgili doğru bilgilere sahip olabilmek ne kadar önemli?” Herkesin aynı düşünceyi kabul etmesi zor. Fakat özgür düşünceye sahip olmak, insanın en doğal hakkıdır. Atatürk’ün bu adımı atarken tam da bunu hedeflediğini düşündüm. Çünkü o, halkının yalnızca toprakta değil, düşüncede de bağımsız olmasını istiyordu.

Bir Yolculuk Başlamak Üzere

O gece uyumadan önce uzun süre düşündüm. O eski siyah-beyaz fotoğraflarda Atatürk’ün yüzüne bakarken, aslında ne kadar cesur bir adım attığını daha derin hissettim. Bugün hala bu sorunun cevabını tam anlamış değilim ama belki de her şey o anda netleşti. Tefsir yazdırmak, Atatürk’ün halkına olan güveninin bir simgesiydi. O, halkının aydınlanmasını ve doğruyu bulmasını çok istiyordu. Ve bunu başarmak için her yolu denedi.

Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, o eski karanlık zamanlardan bugüne uzanan bir yolculuğun başında gibi hissettim. Atatürk’ün bu hamlesi, yalnızca geçmişe bir adım değil, geleceğe bir ışık yakmaktı. O ışık, bugüne kadar bizimleydi ve hala içimizde. Onun ne kadar önemli bir karar verdiğini bugün daha iyi anlıyorum. Hem dinin, hem de bilimin ışığında yürümek, ancak özgürleşmiş bir toplumla mümkün olurdu. Belki de bu yüzden, Atatürk tefsir yazdırmıştı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir